27 Mart 2010 Cumartesi

vicdan tekeli

Ahmet İnsel'in yeni sol parti gerek dediği yazılardan biri, bu partinin "Türkiye’de vicdan ve adaleti muhafazakârların tekeline bırakmayacak" bir parti olması gerektiğini söylüyor. Yazıyı zamanında okumak için işaretlemiştim ama ne yazdığını zaten tahmin etmek zor değil, o yüzden bir türlü okuma motivasyonu bulamamıştım.Okuyunca, İnsel'in değindiği en önemli noktanın şu "vicdan" meselesi olduğunu düşündüm. Vicdan tekeli...

Aklıma devlet tanımlarından biri geldi: şiddet tekelini elinde bulundurma meşruiyetine sahip örgüt, insanlar vs vs. ya da meşru şiddetin tekelini... Bir "bozkurt" sitesinden alıntı yaparsam: "Max Weber; Devleti, verili bir toprak parçası içinde başarıyla yasal fiziki güç kullanımı tekeli talep eden bir insan topluluğu olarak tanımlamıştır." Bu daha doğru oldu.

Vicdan tekeliyle şiddet tekelini birbiriyle karşılaştırabilir miyiz?

Devlet ilk olarak 'yönetim' işinin metaforik yeridir: devlet yönetir, yöneten şey devlettir. Bugün yönetme pratiğinin temelinde vicdan önemli bir yer tutuyorsa, devlet şiddet tekeli olduğu kadar vicdan tekeli olarak da görülebilir.

Devletin şiddet tekeli olarak tanımı aslında bir tariftir: bu tarife uyulursa devlet gerçekleşir. Yani devletin yeri halihazırda evrensel olarak boş bir yer değildir, toplumun, devletin, sınırların vs pratik olarak tanımlanması gerekir. Şiddet tekeli olarak devlet tarifi, olası devletlerden biridir. Bugünün devleti, ya da yöneteni, liberal bir formülasyonu kullanıyor devleti kurmak için. Merhamet ve vicdan, şiddet kadar kurucu nitelikler olarak görülebilir: yönetilecek olan eski 'toplum' değil, bireyler, onların becerileri, yetenekleri, başarısızlıkları, insani ilişkileri, günlük pratikleri. Eskiden böyle değil miydi? Elbette ki böyleydi, ama bir farkla: 'kader' de yönetilmeye çalışılıyordu. Yani, toplum ya da korporatist parçaları birlikte hareket ettirilmeye çalışılıyordu. Bugün kaderin toplumsal bir yönü yok, kaderimizin bir parçası kendi ellerimizde (yönetilmesi gereken parça), diğer parçası ise ancak tanrının ya da doğanın elinde olabilecek düzeyde bizden uzakta. İşte yönetimi mümkün, gerekli ve meşru kılan parça bu. Bir kader kurbanı, kaderinin kendi elleriyle başına musallat edilmediği tespit edilirse, yani tembel olmadığı ama hasta, sakat vs olduğu anlaşılırsa, toplumdan yardım isteyebilir, isterse de alır. En yakınındaki vicdandan, o da olmadı vicdan tekeli kimdeyse ondan alır. İnşallah.

O zaman, vicdan tekelini elinde bulunduran, devlet olabilir. Eskiden (ne zamansa o eski işte) solcular devleti ele geçirmek için mevcut (kapitalist) devletle mücadele ederlerdi: kimi grupların kendi orduları, belirli oranda hizmet seçenekleri vardı, kaderin yöneticisi olma iddiaları vardı. Psikolojik olarak şiddet tekelini devletten almaya taliptiler. Başka bir deyişle devletin rakipleri, devletin kuruluş ilkesinin de sahibiydiler aynı zamanda. İlkeleri, kuralları ortak bir oyun alanında yaşanan gerçek bir rekabet. (Oyunbozanlık yapan yoktu demiyorum tabi ki).

Bugün de, Ahmet İnsel benzer bir şey öneriyor: vicdan tekelini devletten almayı. Bu öneri, devletin kurucu yönetim ilkesinin takibini gerektiriyor, devlet olma iddiasını. Psikolojik şartlar ya da kader, ya da 'şiddet' hesaba katılmadığında meşru bir iktidar perspektifidir bu. Muhalefet tarafından yapılması beklenen iktidarın yeni bir tarifidir: vicdan tekeli.

İnsel'in yazısında vicdan ve adalet, yanyana, neredeyse aynı anlamda kullanılıyor. Ama bir terslik var: vicdan tekeli, hukuk tekeli olabilir, ama adalet tekeli olabilir mi? Adalet ancak bir adaletsizliğin peşinden gelebilir. Vicdan da, yasalar da, hak ve hukuk da, adaletsizlik durumuyla bir müzakerenin sonrasında, güçlü olan tarafından yapılan tariflerle ortaya çıkar: tanımları yoktur. Adaletsizlik ise apaçıktır: eşitliğin telafi edilmeyecek şekilde, sürekli ve bir kadermişçesine kaybıdır. İşçilerin başına gelen şey, kadınların başına gelen şey, Kürtlerin, Ermenilerin veya zencilerin başına gelen şey, adaletsizliktir. Adalet ise eşitliğin yeniden teminidir, soyuttur, gerçekleşmez. Eğer bir duyguysa, geçmişi geleceğe bağlayıp duran duygunun adıdır adalet.
dahası>>