20 Aralık 2008 Cumartesi

ATEŞİ TANRILARDAN ÇALMADIK!

Yunanistan’daki isyan ateşi, İçişleri Bakanı ve Polis Müdürünün istifası ve Başbakan Karamanlis’in istifaları reddetmesi tiyatrosundan sonra artık devletin suçu üstlenmiş olmasıyla daha anlamlı hale geldi. Oradaki kardeşlerimiz “Yunan Hükümeti 15 yaşında bir çocuğun katledilmesinin tüm politik sorumluluğunu almış olmaktadır.” diyor. “Yunan Hükümeti katilin kanlı elidir. Asıl katil, polisi eğiten ve onlara, "siz devletin kendisisiniz, dokunulmazsınız, yasaların üstündesiniz" fikrini veren hükümettir.”
Atina’lı gençler, şairimiz Nazım’ın sesiyle, “ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” diyorlar. Diyorlar ki, ateşimizi söndürmek bahanesiyle kimse kokuşmuş ellerini uzatıp onu bizden çalmaya kalkmasın. Ve ekliyorlar, “tüm dünyada devlet şiddetiyle ölen kardeşlerimizi unutmayacağız, öldürenleri de affetmeyeceğiz.”
Seher Şahin’leri, Vedat Özdemiroğlu’ları unutuyor değiliz. Fakat bizde de polis elinde, devlet gözetimi veya takibinde ölüm, son yıllarda komşumuzdaki gibi daha bir pervasızlaştı. Bir farkla: ölümleri komik senaryolarla demeyeceksek, devlet ağzından özürlerle pervasızca üstleniyorlar. Gazete haberine göre “devlet, Engin Ceber'in cezaevinde ölümünün kötü muamele sonucu olduğunu kabul etti. Bakan Şahin "Devlet ve hükümet adına özür diliyorum" dedi. Yetmez affetmemiz için, ama özür dilemek de önemlidir diyelim.
Ya diğerleri? Baran Tursun, Emrah Dervişoğlu, Uğur Çetin, Yaşar Karaoğlan, Murat Kasap, Aziz Yargı, Halil Bulut, Fevzi Abik, Aytekin Arnavutoğlu, Ferhat Gerçek, Ercan Güneşdoğdu, Soner Çankal, Ahmet Laçin, Mustafa Kükçe, Festus Okey, Dariusz Witek; Rize’den, Trabzon’dan, Hollanda’dan, Nijerya’dan gençler, yaşlılar… Polis elinde öldüler, yaralandılar, sakat kaldılar, işkence gördüler, tecavüze uğradılar, dayak yediler... Devlet özür dilemedi, ama hepsine rastlantılara, inanılmaz senaryolara dayalı açıklamalar getirdi. Bu rastlantılar o kadar çok oldu ki, polis kılığına girip “rastlantı” yaratmaya çalışan erkekler rahat rahat gördüler işlerini. Artık polis döver, söver, tecavüz eder, öldürür diye düşünür olduk biz. Korkuyoruz. Polisten ve devletten korkuyoruz. Yetkileri arttırıldıkça daha çok korkuyoruz.
Yunanistanlı kardeşlerimiz, yaktıkları ateşle belki de bize unutturulan bir şeyleri hatırlatıyorlar. Cengiz Genç isimli bir vatandaş, polis şiddetine uğradığını iddia ediyor, devletin bize vaat ettiğini talep ediyordu: “ayağımı kıran polisler beraat eder, benim de suçlu olduğum söylenirse Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarım.” Biz doğarken seçmedik bu devletin, bir devletin vatandaşı olmayı. Korku içinde yaşamayı ölmeye tercih etmek zorunda olduğumuz, açlığı, hastalığı, Tuzla’da ha öldüm ha öleceğim diyerek çalışmayı, silikozis hastası olmayı, beyaz yakalı olup ofislere hapsolmayı, sokaklarda çöp toplayarak karnını doyurmayı, içerdeki veya dışarıdaki hücrelerde çürümeyi, haksızlığa karşı bile korku içinde dişimizi sıkmayı hiç değilse yaşamaya devam etmek umuduyla sürdürdüğümüz bu düzeni biz seçmedik. Yunanistan’daki kardeşlerimiz bize diyorlar ki, “‘hiç kimsenin devlete karşı yalnız kalmaması’ için yaktığımız ateşi hemen söndürmeyeceğiz”. Devletin soğuk yüzü bizi daha fazla üşütmesin diye ateşin çevresinde toplanmayı öneriyorlar bize.
Biz de düşüncelerimizden, düşlerimizden, ya da sadece “rastlantılardan” dolayı başımıza bir şey gelmesinden korkuyoruz. Polisten ve devletten korkuyoruz. Bizi yalnızlaştıran, tek yakalayıp köşeye sıkıştıran devletten, şimdiye kadarki cinayetlerin hesabını vermesini istiyoruz. Bunu şiddetle ve içtenlikle istiyoruz. Ve istiyoruz ki, özür dilemeyi çok bilen devlet, samimiyetini bir de Yunanistan hükümetini kınayarak göstersin. Eğer polis cinayet işlemez diyorsa, “Yunan” olduğu için, hamaset ve milliyet yapmak için “düşmanını” değil, cinayet işleyen polislerle var olan bir devleti kınasın. Bunu gerçekten istiyoruz. Yoksa artık yalanlarına gözümüzü yummayacağız. Korkuyoruz, ama cesur olmadığımız da söylenemez: artık biliyoruz ki Promete ateşi tanrılardan çalmadı. Gücünü bugünün güçlüsünden devralmadı. Hiç de tanrılara ait olmayan ateş, herkesle paylaşmak içindir. Yaşamın yaratıcı gücü hiç kimsenin malı değildir. Alexandros Grigoropulos gibi, Türkiye’li, Avrupa’lı ve bütün dünyadan insanlar için, Promete bir kez daha ateşin başına çağırıyor bizi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder